Cebinizdeki cihaz, güvendiğiniz iletişim aracınız bir anda bombaya dönüşüyor, hem de binlercesi aynı anda. Kulağa bilim kurgu gibi geliyor, değil mi? Ama dün Lübnan'da tam da bu yaşandı. Saat 15.30 sularında Hizbullah üyelerinin çağrı cihazları patlamaya başladı. Bir değil, iki değil, binlercesi! Ve bu patlamalar çılgın bir şekilde bir saatten fazla sürdü. Sonuç mu? Onlarca kişi hayatını kaybetti, 3.000'e yakın insan yaralandı. Lübnan Sağlık Bakanı'nın açıklamasına göre yaralılardan 200'den fazlasının durumu kritik, hastaneler yaralılarla dolup taştı, sokaklarda tam bir kaos yaşandı. Öyle ki, ülkenin iç güvenlik birimi, İnsanlara; "Ne olur, yollardan çekilin, yaralıları hastaneye taşıyamıyoruz" diye adeta yalvardı.
Sadece Lübnan'da değil, İran'ın Lübnan Büyükelçisi de bu patlamalarda yaralandı. Suriye İnsan Hakları Kurumu'na göre de ülkelerinde 14 kişi bu çağrı cihazı patlamalarından yaralandı. Sosyal medyaya düşen görüntülerde, insanların bel hizasında patlayan cihazlar ve ortalığa saçılmış çağrı cihazı parçaları ile tam bir kaos görünüyor. CCTV ve cep telefonu kayıtlarında hastanelerin nasıl dolup taştığını görmek de mümkün.
Peki, nasıl oldu bu? Bir siber saldırı ile mi karşı karşıyayız, yoksa filmlerde gördüğümüz inanılmaz bir istihbarat operasyonuna mı tanık olduk? Peki, bizim cebimizde taşıdığımız cihazlar? Bunların akıbeti ne olacak?
Wall Street Journal'a konuşan bir Hizbullah yetkilisi, grubun yakın zamanda yeni bir çağrı cihazı sevkiyatı aldığını söylemiş. Bu cihazlar bildiğimiz eski moda telsiz aletleri, çağrı cihazı (pager) olarak biliyoruz. Genelde sadece mesaj alıp gösteren cinsten. Reuters'ın haberine göre Hizbullah, bu tek yönlü çağrı cihazlarını İsrail güçlerinin yerlerini tespit etmesini önlemek için kullanıyormuş. Ortalıkta hemen dedikodular yayılmaya başladı. Hackerlar bu cihazlara bir şekilde kötü amaçlı yazılım bulaştırmış, bu da cihazların ısınıp patlamasına neden olmuş olabilir.
Wall Street Journal'ın kaynağına göre bazı üyeler çağrı cihazlarının ısındığını hissetmiş ve patlamadan önce fırlatıp atmışlar. Bu patlamalar yerel saatle 15.30 ile 16.30 arasında yaşanmış. Hizbullah yetkilileri de hemen bir açıklama yaptı ve çeşitli birimlerimizin hedef alındığı bir saldırı olduğunu söylediler.
Tabii, parmaklar hemen İsrail'e yöneldi. Malum, geçen ekimden beri iki taraf arasındaki gerilim had safhada. İsrail Savunma Bakanlığı ise şu aşamada bir yorum yapmadı.
Reuters'a konuşan, ismini vermek istemeyen bir Hizbullah yetkilisi, "Bu, İsrail ile savaştığımız neredeyse bir yıl boyunca başımıza gelen en büyük güvenlik skandalı" demiş. Ancak aslına bakarsanız, bu tarih boyunca gördüğümüz en büyük güvenlik skandallarından birisi. Asıl soru ise şu: Nasıl başardılar bunu?
İlk akla gelen tabii ki siber saldırı oldu. Yani, çağrı cihazlarının pillerini aşırı ısıtıp patlatacak bir yazılım saldırısı. Lübnan yayın kuruluşuna göre ilk raporlar, çağrı cihazı sunucusunun ele geçirildiğini ve içine aşırı yükleme yapacak bir yazılım yüklendiğini söylüyordu. Bu da lityum pillerin aşırı ısınıp patlamasına neden olmuş olabilir. Ancak sosyal medyaya düşen görüntülere bakınca, insan bu kadarının sadece pilden çıkmayacağını düşünüyor, çünkü patlamalar bayağı büyük.
Ortada dolaşan bir fotoğrafta Gold Apollo AP900 diye bir çağrı cihazının parçalanmış hali görünüyordu. Başka kaynaklara göre ise model Gold Apollo 924M idi ve lityum iyon pil kullanıyormuş. Şimdi, AP900 iki tane kalem pil kullanıyor. Evet, kalem piller patlayabilir, ama görüntülerdeki gibi büyük patlamalara yol açmazlar. 924 veya Hizbullah'ın kullandığı başka bir model lityum iyon pil kullanıyorsa, bu daha tehlikeli patlamalara neden olabilir tabii. Ama yine de birden fazla kişiyi yaralayacak kadar büyük patlamalar pek olası değil.
Bu da akıllara başka bir ihtimali getiriyor: Tedarik zincirine sızma. Eski bir FBI çalışanı Jake Williams'a göre, bu patlamalar sadece pillerden kaynaklanmıyor. Büyük ihtimalle İsrail bu çağrı cihazlarını ele geçirip içine patlayıcı yerleştirdi. Bu olay, özellikle teknoloji göndermenin zor olduğu yerlerde tedarik zinciri güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Williams'ın söylediğine bakılırsa, bu iş hem teknoloji dağıtımında hem de Hizbullah'ın tedarik zincirinde adamları olmasını gerektiriyor. "Tedarik zincirini ele geçiriyorsunuz, tamam da Lübnan'ın dört bir yanında patlayıcı dolu cihazlar olsun istemezsiniz herhalde," diyor ve ekliyor: "İşte burada devreye köstebek giriyor ve bu cihazları tam da olması gereken kişilere ulaştırıyor."
Salı günü ortaya çıkan bazı haberlere göre Hizbullah, son zamanlarda iletişimini güvence altına almak için çağrı cihazı kullanımını artırmış. Nedeni ise İsrail istihbaratının diğer iletişim kanallarını çoktan ele geçirmiş olmasıymış. King's College London'dan savaş çalışmaları uzmanı Lucas Olejnik şöyle söylüyor: "Hacklenme ihtimali düşük gibi görünüyor, çünkü böyle bir etki yaratmak için çağrı cihazlarının içine patlayıcı koymanız şart."
Son gelen haberlere göre Hizbullah'a yeni çağrı cihazları teslim edilmiş. Bana kalırsa asıl olay bu teslimat sırasında oldu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika risk yönetim şirketi LEBB International'ın istihbarat başkanı Michael Horovitz'e göre eğer bu bir tedarik zinciri saldırısıysa, hazırlanması yıllar sürmüş olabilir. Bir tedarikçiye sızıp yeni çağrı cihazlarının içine patlayıcı yerleştirmek gerçekten büyük bir operasyon olmalı.
Horovitz ayrıca şöyle söylüyor: "Bu, çok ciddi bir güvenlik ihlali. Özellikle de cihazların içine patlayıcı yerleştirilmiş ki bana göre en olası senaryo bu." Bu, İsrail'in Hizbullah'ın tedarikçilerine güvenli iletişim için kullanılan yüzlerce, belki binlerce cihazı teslim edecek kadar sızmış olduğu anlamına geliyor.
Ve tabii bu saldırının zamanlaması da çok manidar. Patlamalardan saatler önce İsrail, "Hizbullah saldırıları yüzünden evlerini terk eden 60.000 kişiyi Kuzey İsrail'e geri döndürmeyi hedefliyoruz" demişti. Hatta askeri bir harekâtın da kapıda olduğunu söylemişlerdi. Horovitz'e göre bu olay, daha büyük bir saldırının habercisi olabilir. Büyük ihtimalle Hizbullah'ın iletişim ağlarını altüst etmeyi amaçlıyorlar. Ya da belki de İsrail, sadece "Bakın, istihbaratımız ne kadar güçlü" demek istiyordur.
Horovitz'in dediği gibi bu sıradan bir operasyon değil. Sadece birkaç kişiyi yaralamak için bu kadar zahmete girmezsiniz. Bu patlamaların uzaktan bir komutla, hatta özel bir çağrı cihazı mesajıyla tetiklenmiş olması da mümkün. Bazı görüntülerde insanlar, tam patlamalar olurken çağrı cihazlarına bakıyorlardı. Tesadüf mü? Bilemiyoruz. Düşünsenize, en güvendiğiniz cihazın içinde fark etmediğiniz bir bomba var.
Bu arada, bu İsrail istihbaratının mobil cihazları tuzaklı hedef olarak kullandığı ilk sefer değil. 1996'da yaşanmış bir olay var. İsrail gizli servisi, birkaç terör saldırısının arkasında olduğu iddia edilen bir Filistinlinin cep telefonunu uzaktan patlatmıştı. Tabii, bu iddia İsrail tarafından ne doğrulandı ne de yalanlandı.
Sadece telefonlara değil, 2010 yılında Stuxnet diye kötü niyetli bir bilgisayar virüsü de ortalığı kasıp kavurdu. Amerika ve İsrail'in ortaklaşa geliştirdiği bu virüs, İran'daki nükleer santrallerdeki gaz santrifüjlerinin kendi kendilerini parçalamasına neden oldu. Amaç, İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını sabote etmekti. Bugünkü patlamalar kadar dramatik değildi belki ama önemliydi.
Bu konuda detaylı bilgiyi wikipedia'da bulabilirsiniz.
Bu içeriği görmek için giriş yapın.