Revealed content
Matrix filmlerinde tanıtılan sanal gerçeklik bir bilgisayar tarafından üretildi ve insanlar bu yapay gerçeklikte yaşıyordu.
Eğer biraz zaman harcayıp günlük hayatınızın gerçekliğine dikkat ederseniz şaşırtıcı bir şey keşfedebilirsiniz.
Çünkü gündelik gerçekliğimiz filmdeki sanal gerçeklikle büyük ölçüde benzerlik gösteriyor aslında.
Bizim sanal gerçekliğimiz bir bilgisayar tarafından değil belki ama aklımız tarafından, durmaksızın akıp giden düşüncelerimiz ve duygularımızca yaratılmış durumda. Ve bu yüzden duygularımız ve düşüncelerimizin Matrix’inin hapishanesinde yaşıyoruz.
1.Adım: Kalıcı Değişimin Dünyası
Hepimiz arzularımızı ve henüz gerçekleştiremediğimiz rüyalarımızı kovalarız. Para, güç, itibar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam bizleri cezbeder. Bütün bunlar önümüzde yükselen güçlü demir kapının ardında gizlenmiş yatmaktadır. Hırslarımız tarafından teşvik edilir, hayatımız boyunca çeşitli hedeflerin peşinden koşarız. Tüm zamanımız boyunca bir şeyler için can atar, bir şeylere ulaşmak isteriz. Bu durup dinlenmek bilmeyen koşuşturmamız hala olmak istediğimiz kişi olamadığımız korkusu tarafından kışkırtılmaktadır. Asla hoşnut değilizdir, her zaman başka bir şeyler isteriz; şu an olduğumuzdan daha iyi, daha güzel, daha zengin olmak gibi.
İşte böyle kovalarız hedeflerimizi ta ki ölüm kapımızı çalıncaya dek, her şeyin aslında ne kadar da anlamsız olduğunu fark edinceye kadar. Peki ama neden bu hedefler bu kadar anlamsız diye isyan etmeye başlarız anında. Dünyada her biçim ve kalıp daimi bir değişime, doğuma ve ölüme maruz kalmaktadır ki bu isyan da biçimlerin ve kalıpların değişen doğasından kaynaklanır. Hedeflerinin peşinden koşarken geçmiş ve geleceğin büyüsü altında yaşayan herkesin bu dünyadan elleri boş ayrıldığı gibi biz de kendimize neyi çekersek çekelim, onu kaybedeceğiz.
2.Adım: Ruhani Arayış
Oysa hepimiz hayatımızda kalıcılığın güvencesini arıyoruz. Daimi değişim dünyasının ötesinde bir şeyler bulmayı umuyoruz. Bunu bulmak adına da manevi arayışlara giriyoruz.
Manevi arayışın ilk adımı olarak aydınlanma arayışına gireriz, biçimlerin ve kalıpların dünyasında (dışımızda kalan dünyada) kalıcı bir mutluluğa ulaşma umuduyla kendimizi tanımaya çalışırız. Bir dogma (kesinlik), bir esas, bizi cesaretlendirecek, zihnimizin sınırlarını genişletecek ruhsal bir tecrübe edinme istencindeyizdir. Eğer onu bu dünyada bulamazsak öbür dünyada aramaya başlarız, bir dinin cennetinde.
Zihnimizi bu ruhsal arayış için bir araç olarak kullanırız. Ego, zihnimiz vasıtasıyla düşünce ve kalıpların ötesine geçmeye çalışır. Zihnimiz bu yolla aydınlanmanın, arayışın ve mutluluğun imgelerini hazırlar.
Zihinsel imgeler idrak etme sürecinde doğar. Anlamak için, bilgiye de ihtiyaç duyarız; bu nedenle bulabildiğimiz tüm bilgi kırıntılarını durmadan koşturan bir karınca gibi toplamamız gerekir. Dini ve ruhani kitaplardan işittiğimiz öğütlere ve katıldığımız sohbetlere kadar her şeyden, gerekli olan her türlü bilgi, fikir, düşünce ve tecrübeyi tarayıp kendimize katmaya çalışırız. Aynısı ruhsal deneyim için de geçerlidir. Yeterli miktarda deneyim edindiğimiz takdirde belirli bir noktaya ulaşacağımızı ve maneviyatımızı arttıracağımızı farz ederiz.
Bu zihinsel imgeler, onları günlük yaşam düzeyinde uygulamaya ve hayatımızın köşe taşları haline getirmeye çalışmamız için bizleri motive eder. Ne var ki ruhani amaçlarımıza ulaşmak bizim için yalnızca anlık bir tatmin yaratmaya yeter, dolayısıyla belirli bir hedefe ulaştıktan sonra sonu gelmeyen açlığımız bizi yeni amaçlar doğrultusunda çalışmamız için zorlayarak geri döner. Zihnimiz yeni imgeler üretir ve arayış yeniden başlar.
Eğer biraz zaman harcayıp günlük hayatınızın gerçekliğine dikkat ederseniz şaşırtıcı bir şey keşfedebilirsiniz.
Çünkü gündelik gerçekliğimiz filmdeki sanal gerçeklikle büyük ölçüde benzerlik gösteriyor aslında.
Bizim sanal gerçekliğimiz bir bilgisayar tarafından değil belki ama aklımız tarafından, durmaksızın akıp giden düşüncelerimiz ve duygularımızca yaratılmış durumda. Ve bu yüzden duygularımız ve düşüncelerimizin Matrix’inin hapishanesinde yaşıyoruz.
1.Adım: Kalıcı Değişimin Dünyası
Hepimiz arzularımızı ve henüz gerçekleştiremediğimiz rüyalarımızı kovalarız. Para, güç, itibar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam bizleri cezbeder. Bütün bunlar önümüzde yükselen güçlü demir kapının ardında gizlenmiş yatmaktadır. Hırslarımız tarafından teşvik edilir, hayatımız boyunca çeşitli hedeflerin peşinden koşarız. Tüm zamanımız boyunca bir şeyler için can atar, bir şeylere ulaşmak isteriz. Bu durup dinlenmek bilmeyen koşuşturmamız hala olmak istediğimiz kişi olamadığımız korkusu tarafından kışkırtılmaktadır. Asla hoşnut değilizdir, her zaman başka bir şeyler isteriz; şu an olduğumuzdan daha iyi, daha güzel, daha zengin olmak gibi.
İşte böyle kovalarız hedeflerimizi ta ki ölüm kapımızı çalıncaya dek, her şeyin aslında ne kadar da anlamsız olduğunu fark edinceye kadar. Peki ama neden bu hedefler bu kadar anlamsız diye isyan etmeye başlarız anında. Dünyada her biçim ve kalıp daimi bir değişime, doğuma ve ölüme maruz kalmaktadır ki bu isyan da biçimlerin ve kalıpların değişen doğasından kaynaklanır. Hedeflerinin peşinden koşarken geçmiş ve geleceğin büyüsü altında yaşayan herkesin bu dünyadan elleri boş ayrıldığı gibi biz de kendimize neyi çekersek çekelim, onu kaybedeceğiz.
2.Adım: Ruhani Arayış
Oysa hepimiz hayatımızda kalıcılığın güvencesini arıyoruz. Daimi değişim dünyasının ötesinde bir şeyler bulmayı umuyoruz. Bunu bulmak adına da manevi arayışlara giriyoruz.
Manevi arayışın ilk adımı olarak aydınlanma arayışına gireriz, biçimlerin ve kalıpların dünyasında (dışımızda kalan dünyada) kalıcı bir mutluluğa ulaşma umuduyla kendimizi tanımaya çalışırız. Bir dogma (kesinlik), bir esas, bizi cesaretlendirecek, zihnimizin sınırlarını genişletecek ruhsal bir tecrübe edinme istencindeyizdir. Eğer onu bu dünyada bulamazsak öbür dünyada aramaya başlarız, bir dinin cennetinde.
Zihnimizi bu ruhsal arayış için bir araç olarak kullanırız. Ego, zihnimiz vasıtasıyla düşünce ve kalıpların ötesine geçmeye çalışır. Zihnimiz bu yolla aydınlanmanın, arayışın ve mutluluğun imgelerini hazırlar.
Zihinsel imgeler idrak etme sürecinde doğar. Anlamak için, bilgiye de ihtiyaç duyarız; bu nedenle bulabildiğimiz tüm bilgi kırıntılarını durmadan koşturan bir karınca gibi toplamamız gerekir. Dini ve ruhani kitaplardan işittiğimiz öğütlere ve katıldığımız sohbetlere kadar her şeyden, gerekli olan her türlü bilgi, fikir, düşünce ve tecrübeyi tarayıp kendimize katmaya çalışırız. Aynısı ruhsal deneyim için de geçerlidir. Yeterli miktarda deneyim edindiğimiz takdirde belirli bir noktaya ulaşacağımızı ve maneviyatımızı arttıracağımızı farz ederiz.
Bu zihinsel imgeler, onları günlük yaşam düzeyinde uygulamaya ve hayatımızın köşe taşları haline getirmeye çalışmamız için bizleri motive eder. Ne var ki ruhani amaçlarımıza ulaşmak bizim için yalnızca anlık bir tatmin yaratmaya yeter, dolayısıyla belirli bir hedefe ulaştıktan sonra sonu gelmeyen açlığımız bizi yeni amaçlar doğrultusunda çalışmamız için zorlayarak geri döner. Zihnimiz yeni imgeler üretir ve arayış yeniden başlar.
Bu içeriği görmek için giriş yapın.